ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama
AB üyeliği, bağımsız Türk devletinin sonu olur
Zaman Gazetesi, 10.12.2004

Aslen fizikçi olan Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu, daha çok siyasî, felsefî ve tarihî konulardaki yazılarıyla tanınıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine de tarihi ve kültürel gerekçelerle karşı çıkıyor.

Niçin AB üyeliğine karşısınız?

Her konuda olduğu gibi, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda da “yandaş”, “karşıt” veya “tarafsız” gibi kategorik tasniflerle söze başlamak hem itici ve hem de yanıltıcıdır. Bu yüzden öncelikle “AB’nin mâhiyeti”ni kısaca irdelemek ve bunun ışığında, bu coğrafyada Selçuklu ve Osmanlı ile başlayıp Cumhuriyet ile devam eden yaklaşık bin yıllık hür, müstakil ve egemen varlığımıza “tamam” mı “devam” mı sorusuna cevap aramak gerekir.

AB, fikrî temelleri ve arkaik kuluçka dönemi Roma’nın son yıllarına, Augustinus’un, bütün Hıristiyan dünyasının bir ve bütün, parçalanamaz olduğunu öngören “Hıristiyan Birliği ideali”ne kadar geriye götürülebilen ve Avrupa’yı oluşturan ve ortalama olarak aynı kültür, medeniyet ve dini paylaşan Avrupa milletlerini ve devletlerini bir ve tek Avrupa devletine ve nihâî safhada da aynı “Avrupalılık” üst kimliği çerçevesinde mümkün olduğunca homojenleşmiş bir ve tek halka/millete dönüştürmeyi amaçlayan, bütün tarihin tanıdığı en kapsamlı siyasî mühendislik projesidir. Düşünce adamlarınca asırlarca diri tutulup geliştirilen bu ideal, yırtıcı milliyetçilikler ve ulus-devletler çağında Avrupalı devletlerin birbirlerine karşı galebe çalmak için giriştikleri sayısız “Avrupa iç savaşları” ile beslenmiş ve en nihâyet, Churchill’in Eylül 1946’da Zürih Üniversitesi’nin açılışında yaptığı konuşma ile net bir siyasî projeye dönüşmüştür: Avrupa ya Amerikan modelli, federal, “bir tür Avrupa birleşik devletleri” şeklinde yeni ve radikal bir örgütlenmeye gidecek ya da kültürel, medenî, iktisâdî ve askerî bakımdan çöküş yaşayacak.

Bu açıdan AB’ye üye olmak isteyen herkese AB’nin, salt “ekonomik birlik” veya “ittifak” değil, bütün üye millî devletleri yutarak bir tek devlete dönüştürmeye yönelen “birlik” olduğuna dikkat ederek, şu çıplak gerçekleri hatırlatırım:

-Her üye devletin millî egemenliği ve istiklâli kademeli olarak feshedilecektir.

-Aynı zamanda “İkinci Roma” olarak da okunabilecek olan ‘büyük Avrupa devleti’nin inşâı için, her üye devlet, zorunlu olarak “parçalanma” ya mâruz kalacaktır. Bunlar göz önüne alındığında; hürriyet, istiklâl ve egemenliğin, “vazgeçilemez, devredilemez, paylaşılamaz” olduğuna îman etmiş, “hür, müstakil ve egemen” bir devletten tâviz vermeyi tasavvuru dahi haram sayan bir millet, vatan ve devletseverin, AB üyeliği hakkındaki oyunun ne olması gerektiğini açıklamayı izahtan vâreste addediyorum: Türkiye’ye devam; ilelebed!

Türk milletinin çoğunlukla süreci desteklemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anketleri bir miktar ihtiyatla karşılamak gerekir. Doğru kabul ettiğimizde bile, bunların dikkatle incelenmesi farklı bir sonuca yol açmaktadır: Türk halkının AB hakkındaki bilgisi, çok yüksek tahsil yapmış olanların, hattâ akademik çevrelerin büyük çoğunluğu da dâhil, trajik bir sefâlet düzeyindedir. Nitekim, 5 Ekim 2004 tarihli Le Monde’daki makalesinde Nicolas Monceau, Türklerin AB’yi istemekle beraber, hakkında asgarî bilgiye sâhip bulunmadıklarını belirtmektedir. Yoğun teveccühün de birkaç ana sebebe indirgenebileceğini düşünüyorum:

- AB hakkında sıhhatli bilgi yerine propaganda bombardımanı yapan medyanın olağanüstü katkısı;

- 28 Şubat sürecinin, mütedeyyin Müslümanlarda yarattığı “kozmopolitanlaşma”;

- Kendi toplumu ile mukavele akdetmeye yanaşmayan, halktan kopuk elitlerin kırılması çok zor egemenliğine karşı duyulan infial;

- AB’nin kendini adetâ paraya ve işe boğacağına dâir kuvvetli bir kanâat ve kendinin inşâ etmediği bir medeniyetin kendinin üretmediği nîmetlerini bir tür yağmalama arzusu.

Olaya ters açıdan bakacak olursak, bu süreçte Türkiye, AB’ye kendi değerlerini taşıyamaz mı?

Hangi değerler? Yakın zamana dek varlığının sebebi Batı-karşıtlığı iken kısa zamanda radikal AB yandaşı kesilen bâzı saf din kardeşlerimizin açık gözleriyle rüya gördükleri gibi, Avrupa’ya İslâm’ı ihraç ederek kıtayı Müslümanlaştırmak mı? Bu kardeşlerimiz hiç ümitlenmesin; “Avrupa yüzyılın sonunda İslamlaşacaktır.” diyen B. Lewis de korkmasın. Öyle bir şey olmayacak. Başka hangi değer? Türkçe mi? 40 yıldır Avrupa’da yaşayan 5 milyon Türk kaç kişiye dilini öğretebildi? Dördüncü nesil Türkçeyi konuşamıyor. “Şiş kebap ve rakı” mı? Böylesi ham hayâller kuranların bilmesi gereken iki husûsa temas edeyim: Avrupa, kendi içine giren hiçbir hâricî kültür ve medeniyet tarafından dönüştürülememiştir, dönüştürülemez de; tam tersine, Avrupa onları dönüştürmüştür ve dönüştürecektir. İkincisi, Türkiye ve Türkler AB’ye, “bir ve bütün bir Türkiye ve Türk halkı” olarak değil, paramparça edilmiş ve gururu kırılmış olarak girecek. Bu mâceranın bir de yüz yıl sonrasını düşünelim: Kim kimi dönüştürecek?

Sizce AB’nin alternatifi nedir ve siz nasıl bir ilişki öneriyorsunuz?

AB’nin alternatifsizliği ve refahın tek yolunun o olduğu, çok sığ bir AB lobisi propagandasıdır. Türkiye’nin AB’siz de refaha ulaşmak için her imkânı vardır: Ülkemin bugüne kadar kullanmayı hiç düşünmediği kendi imkânlarını (tek bir örnek: Avrupa’da böyle bir coğrafya hangi ülkede var?) ve ayrıca AB gibi bir düzen içine girmeden kalkınan Japonya ve Çin’i hâtırlatmak isterim. Evet, AB bir realite ve Türkiye için en mâkul ilişki modeli de bağımsız ve egemen bir devlet olarak AB ile iyi komşuluk ilişkisidir.


Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim